24 Ağu 2017

Bir grup Japon doktor sıcak suyun bazı sağlık sorunlarının çözümünde % 100 etkili olduğunu tespit etti.

SICAK SU NASIL KULLANILIR
Sabah erkenden kalkın ve mideniz boşaldığında yaklaşık 4 bardak oda sıcaklığında ılık su için; yani 20-24 derece arası.Vücudumuz 20-24 derece arasındaki sudan çok rahat yararlanabiliyor. Başlangıçta 4 bardak içermeyebilirsiniz, ancak yavaş yavaş alışmalısınız.

Suyu aldıktan sonra 45 dakikalık bir şey yemeyin.

Sıcak su terapisi sağlık problemlerini kısa sürede çözecektir:

*30 gün içinde şeker hastalığı

*30 gün içinde kan basıncı

*10 gün içinde mide sorunları

*9 ay içinde her çeşit kanser

*6 ayda damar tıkanması

*10 gün içinde iştah azalması

*10 gün içinde Uterus ve ilgili hastalıklar

*10 gün içinde burun, kulak ve boğaz problemleri

*15 gün içinde kadın sorunları

*30 gün içinde kalp rahatsızlıkları

*Baş ağrısı / migren 3 gün içinde

*4 ayda kolestrol

*Epilepsi ve felç 9 ayda sürekli

*Astım 4 ayda

SOĞUK SU İÇMEK KÖTÜ BİR SEÇENEK

*Soğuk su, kalbin 4 damarını kapatır ve kalp krizine neden olur. Soğuk içecekler kalp krizinin ana nedenidir.

* Ayrıca karaciğerde sorunlar da yaratır. Yağ karaciğeri sıkıştırabilir. Karaciğer nakli için bekleyen insanların çoğu soğuk su içme kurbanıdır.

* Soğuk su midenin iç duvarlarını etkiler. Büyük bağırsağı etkiler ve Kanser ile sonuçlandırır.

24 Mar 2017

Dr. Fevzi Özgönül’den beden aklını harekete geçirmek için altın değerinde öğütler
07.00-07.30: Uyanma vakti
08.00: Kahvaltı; Sabah kahvaltısı en geç 08:00-08:30’da olmalı, uyanınca önce 1 bardak oda ısısında su için ve acıkmak için hafif bir egzersiz yapın sakın aç karına uzun yürüyüşler veya ağır spor yapmayın. Öğlen yemeğini en geç 14:30’da yemek zorunda olduğumuz için bundan yaklaşık 6 saat önce de sabah kahvaltısını yapmalıyız.
Kahvaltıda ekmek, hamur işi yiyecekleri azaltın, yerine kavrulmamış badem, fındık veya ceviz yiyin. Ekmek yiyecekseniz 1 dilim tam buğday veya tahıllı tercih edin. Kesinlikle mısır gevreği veya benzer bir şey yemeyin, bu tür yiyecekler sadece tok hissettirir ama beslemez.
Kahvaltıda kepekli ekmek sakın yemeyin, kepek çocuklarda yasaktır çünkü büyümek için çok önemli olan demir ve kalsiyumun bağırsaklardan emilimini engeller.
Kahvaltıda içecek olarak, kahve, çay, taze sıkılmış meye suyu, bitki çayı, süt, ayran içebilirsiniz.
Arada çok çay ve kahve içmeyin, yiyeceğiniz her şeyi yiyip sofradan kalkın. Bundan sonra öğlen yemeğine kadar başka hiçbir şey yemeyin, su içebilirsiniz, çok fazla çay, kahve de tüketmeyin. Çok çay ve kahve su içme isteğini azaltır ve vücutta kendilerinin 3 katı kadar su tutulmasına neden olur. Bu nedenle günde 2-3’den fazla içmeyin.
12.00-14.30: Öğlen yemeği; Öğlen yemeğinde bütün vücudumuzu saran ve bize şekil veren bağ dokumuzu güçlendirmek, kolajen ve elastin fibrilleri üretmek için, mutlaka yiyecekler ile proteinleri, esansiyel yağları, vitaminleri ve mineralleri sindirerek vücuda almamız gerekir.  Bu nedenle vücudun bu zor sindirilenleri sindirebilmesi için, ona kolay sindirilip hemen şekere dönebilen, ekmek, makarna ve pilavı vermememiz gerekir.
 Proteini bol olan ve mutlaka etli ama yanında sebze de olan etli yemekleri, bakliyatlı, salatalı hazmı zor bir veya birkaç yemeği yanında ekmek, makarna, pilav olmadan yiyin. Bu yemekler etli sebze yemekleri olabildiği gibi; köfte, piyaz, salata gibi et ve salatada olabilir. Ayrıca öğlen yemeğinde çiğ badem fındık veya ceviz gibi kuru yemişler de yiyin. Canınızın çektiği meyveleri de öğlen yemeğinde yiyin.
İçecekler: Öğlen yemeğinde ayran, yoğurt, taze sıkılmış meyve suları serbest, ama öğün aralarında mümkünse su içiniz. Nadiren çay kahve de olabilir.
Kesinlikle ara öğün  yapmayın! Yediğiniz bir ara öğünün sindirimi yaklaşık 4-6 saat sürmektedir. Öğünlerde yediğimiz yiyecekler tam olarak sindirilmeden ara öğün yersek hem daha erken acıkırız, hem de gece iştahımız bir türlü kapanmaz.
17.00-19.00 arası acıkabilirsiniz!
18.00-20.00 arası biraz hareket ve Akşam yemeği; Akşam yemeğinden önce mutlaka yürüyüş yapmalıyız veya hareket etmeliyiz. Günün son öğününü illa en geç saat 18:00 de yapmak zorunda değiliz. Burada önemli olan öncelikle gündüz yenilen yemeklerin iyice sindirilmesinden sonra ne kadar acıktıysak o kadar yemeliyiz. Eğer hiç acıkmadıysak yemeyebiliriz de. Şayet yiyeceksek sadece açlığımızı yatıştırmak üzere hazmı kolay çorba türü ya da sebze türü yemeklerden doyuncaya kadar yiyebiliriz. Akşam yemeğinde salata veya pişmemiş yiyecekler, meyve, kuruyemiş, et ve etli yemek yemeyin.
 Sütlaç, kazandibi ya da dondurma gibi bir tatlı yemek istiyorsanız, akşam 22.00 sularında sindirim sisteminin mesaisi bittikten sonra yiyebilirsiniz.
Gece sakın meyve yemeyin!
Probiyotik ile bağırsaklarınızı mayalayın; Ayran, Süzme peynir, Yoğurt, Lahana turşusu, Kefir, Pastörize edilmemiş turşu ve zeytin
doğal probiyotikler gıdalardan bazılarıdır. Ayrıca besin desteği olarak eczanelerde de satılıyor.
Uyku vakti;


Probiyotik nedir?
Probiyotikler yaşayan mikroorganizmalardır ve yeterli miktarda olduklarında yaşadıkları vücuda fazlasıyla yararlıdırlar.
yeni yapılan çalışmalar probiyotiklerin anksiyete ve depresyona faydalı olduğunu ortaya koydu. Bu bulgu bağırsak ile beyin arasındaki iletişimi tekrar ortaya koyması açısından çok önemli.
Çünkü bağırsaklarda bulunan hormonların çoğu beyinde de mevcut. Psikolojik durumlarda ishal olmak, geğirme olması veya kabızlık, gaz olması da bunun bir işareti.

24 Şub 2017

1. Hz. Âdem (a.s), Kur'an’da adı 25 defa geçmektedir. İlk insan, ilk peygamber, ilk örtünen, toprağı ilk işleyendir. Allah onun cesedini topraktan, sonra da kendisine eş olsun diye Havva’yı yarattı. Kendisine kitap olarak 10 sayfa suhuf verilmiştir.
Hz. Şit Kuran’da adı geçmemektedir. Adem aleyhisselam'dan sonra gönderilen ikinci peygamberdir. Adem aleyhisselam'ın oğlu'dur. Babası vefat edince kendisine peygamberlik ve ayrıca 50 suhuf  kitap verildi. Şit ismi İbrani'ce olup Arapça'da Allah'ın hibesi (hediyesi) manasındadır. Şit yerine Şis de denilmiştir.
2. Hz. İdris (a.s), Kur’an’da adı 2 defa geçmektedir. Astronomi ve matematikle ilk uğraşan, ilk defa iğne ile dikiş diken ve elbise yaparak giyen, ölçü ve tartı aletlerini ilk defa kullanan, ilk yazı yazanın O olduğu rivayet edilir. Kendisine 30 sayfalık suhuf indirilmiştir.
3. Hz. Nuh (a.s), Kur’an’da adı 43 defa geçmektedir. Kur’an’ın 71. suresi onun adını taşımaktadır. Kavminden kendisine çok az kişi iman etmiştir. Karısı ve çocuklarından biri de iman etmeyenler arasındadır. Nuh tufanından sonra yeni bir nesil yaratılmıştır.
4. Hz. Hud (a.s), Kur’an’da adı 10 defa geçmektedir. Kur’an’ın 11. suresi onun adını taşımaktadır. Yaşadıkları yer olan İrem şehrinde, yüksek binalar inşa etme yarışına girmiş Âd Kavmine gönderilmiştir. Ticaretle uğraşmıştır.
5. Hz. Salih (a.s), Kur’an’da adı 8 defa geçmektedir. Dağları ve yüksek kayaları oyarak inşa ettikleri görkemli evlerle ünlü Semud kavmine gönderilmiştir. Semudlular kendilerine denemek için gönderilen Salih’in devesini öldürdüler. Ticaretle uğraşmıştır. 
6. Hz. İbrahim (a.s), Kur’an’da adı 69 defa geçmektedir. Kur’anın 14. suresi onun adını taşımaktadır. Oğlu İsmail ile birlikte Kâbe’yi inşa etmiştir. Çok misafirperver biriydi. Kurban kesmeyi bize o öğretmiştir. Kendisine 10 sayfalık kitap verilmiştir. Babil hükümdarı Nemrut tarafından ateşe atılmış, ateş kendisini yakmamıştır. Halilullah yani Allah'ın dostu olarak anılır.
7. Hz. Lût (a.s), Kur’an’da adı 27 defa geçmektedir. İbrahim’e iman eden ilk kişidir, onunla birlikte hicret edenlerdendir. Sodom ve Gomora şehirlerinde yaşayan Lut Kavmine peygamber olarak gönderilmiştir.
8. Hz. İsmail (a.s), Kur’an’da adı 12 defa geçmektedir. Çobanlık yapmıştır. Babası İbrahim ile birlikte Kâbe’yi inşa etmiştir. Hacla ilgili pek çok merasim ve kurban kesme konularında İbrahim ile birlikte Müslümanlara örnek olmuştur. Son peygamber Muhammed (s.a.v.) onun soyundan gelmektedir.
9. Hz. İshak (a.s), Kur’an’da adı 15 defa geçmektedir. İbrahim’in oğludur. Muhammed (s.a.v.)  haricinde Kur’an’da adı geçip de kendisinden sonra gelen bütün peygamberlerin atasıdır.
10. Hz. Yakup (a.s), Kur’an’da adı 16 defa geçmektedir. İbrahim’in torunu, İshak'ın oğludur. Evlat acısı ile evlat ihaneti ile imtihan edilmiştir. Oğlu Yusuf’un acısı dolayısıyla gözleri kapanmış, sonra ona kavuşmasıyla yeniden açılmıştır. Mısır’a gitmeden önce Filistin civarında peygamberlik yapmıştır. Diğer ismi İsrail'dir. İsrailoğulları onun 12 oğlundan türemiştir.
11. Hz. Yusuf (a.s), Kur’an’da adı 27 defa geçmektedir. Kur’an’ın 12. suresi onun adını taşımaktadır. Yakub’un 12 oğlundan en çok sevdiği oğludur. Kardeşleri kendisini kıskanmışlar, kuyuya atmışlardır. Kendisine rüyaları yorumlama yeteneği verilmiştir. Bu bilgi ve yeteneği sayesinde Mısır’a yönetici olmuştur. Kur’an’da toplu olarak bir sürede, baştan sona anlatılan tek kıssa onunkidir. Bu kıssa Kur’an’da “kıssaların güzeli” olarak nitelenmiştir.
12. Hz. Eyyub (a.s), Kur’an’da adı 4 defa geçmektedir. Çok ağır bir hastalık geçirmiş, sabrıyla sembol olmuştur.
13. Hz. Şuayb (a.s), Kur’an’da 11 defa geçmektedir. Hitabet yeteneğinden ötürü “Peygamberlerin Hatibi” olarak anılmıştır. Ölçü ve tartıda hile yapan Medyen ve Eyke halkına gönderilmiştir. Kızlarından biriyle Musa evlenmiştir.
14. Hz. Musa (a.s), Kur’an’da adı 136 defa geçmektedir. Kur’an’da kendisinden ve mücadelesinden en çok bahsedilen peygamberdir. Şuayb’ın damadıdır. İsrailoğulları’na peygamber olarak gönderilmiştir. İsrailoğulları onun önderliğinde Mısır’dan çıkmışlardır. Kendisine Tevrat verilmiştir.
15. Hz. Harun (a.s), Kur’an’da adı 20 defa geçmektedir. Musa’nın kardeşidir. Onun yardımcısı olarak görevlendirilmiştir. Musa Medyen’den Mısır’a dönünce Harun’a Allah’ın buyruklarını iletmiş, o da bunları kabul ederek Musa’ya yardımcı olmuştur. Güzel konuşması ve hitabet yeteneği, en güçlü özelliğidir.
16. Hz. Davud (a.s), Kur’an’da adı 16 defa geçmektedir. Sesi o kadar güzeldi ki sesine dağlar ve kuşlar eşlik ederdi. Önceleri Tâlût’un ordusunda bir asker olarak savaşmış, daha sonra Allah’ın kendisine verdiği peygamberlik ve hükümdarlıkla birlikte İsrailoğullarına kral olmuştur. Demirciydi. Kendisine Zebur verilmiştir.
17. Hz. Süleyman (a.s), Kur’an’da adı 17 defa geçmektedir. Babası Davud’dur. Babasının ölümünden sonra onun yerine hükümdar olmuştur. Hayvanlarla ve cinlerle konuşabilme yeteneğine sahip olduğuna ve emrinde onları çalıştırdığına inanılır.
18. Hz. Yunus (a.s), Kur’an’da adı 4 defa geçmektedir. Kur’an’ın 10. suresi onun adını taşımaktadır. Asurluların başkenti olan Ninova halkına peygamber olarak görevlendirilmiştir. Bir yunus tarafından yutulmuş ama daha sonra bu balık tarafından karaya çıkarılmıştır.
19. Hz. İlyas (a.s), Kur’an’da adı 3 defa geçmektedir. İsrailoğullarından Ba’l' a tapan topluma peygamber olarak gönderilmiştir.
20. Hz. Elyesa (a.s), Kur’an’da adı 2 defa geçmektedir. İlyas’a yardımcı olarak gönderilmiştir.
21. Hz. Zülkifl (a.s), Kur’an’da adı 2 defa geçmektedir. Eyyub’un oğludur. Sabreden, Allah’ın rahmetine ulaşan ve Salihlerden olduğu bildirilen peygamberlerdendir.
22. Hz. Zekeriyâ (a.s), Kur’an’da adı 7 defa geçmektedir. Süleyman'ın soyundandır. Kudüs’te Meryem’in himayesini üstlenmiş, ona koruyuculuk yapmıştır. İsrailoğulları tarafından şehit edilmiştir.
23. Hz. Yahya (a.s), Kur’an’da adı 5 defa geçmektedir. Zekeriyya’nın oğludur. Adı daha önce hiç kullanılmamış bir isimdir ve Allah tarafından konulmuştur. İsa’nın müjdecisidir.
24. Hz. İsa (a.s), Kur’an’da adı 25 defa geçmektedir. Allah'ın mucizesi eseri babasız olarak doğmuştur. Daha beşikteyken konuşmuştur. Ölüleri diriltmiş, hastaları ve körleri iyileştirmiştir. Onun doğduğu sene miladi takvimin başlangıcı kabul edilir. Mesleği marangozluktu. Kendisine İncil verilmiştir.
25. Hz. Uzeyr (a.s), Kur’anda adı 1 defa geçmektedir. İslam’da gerçekten peygamber olup olmadığı hakkında ihtilaflar vardır. Alimlerin onun ismi konusunda farklı yorumları vardır kimine göre Arapça kimine göre de İbranicedir. Hazreti Üzeyir peygamber olsun veyahut olmasın, Allah’a tam manasıyla inanan, kamil olgun iman sahibi bir zattır.
26. Hz. Lokman (a.s), Kur’anda adı 2 defa geçer. Hazret-i Davud devrinde yaşamış ulu ve bilge kişidir. Bir rivayete göre Hazret-i Davud’dan ilim ve hikmet öğrenmiş ve Hazret-i Davud’un vezirliğini yapmıştır. Kur’ân’da adı bir sûreye ad olarak verilmiştir. Kur’ân-ı Kerim’de adı geçtiği halde peygamber olup olmadığı konusunda kesin bir bilgi yoktur. Babasının adı Baure olduğu ve Hazret-i Eyyub’ün kız kardeşi veya teyzesinin oğlu olduğu rivayet edilir.
27. Hz. Zülkarneyn (a.s), Kur’an’da adı geçmektedir. Nûh aleyhisselamın oğlu Yâfes’in soyundandır. Peygamber mi, yoksa veli mi olduğu ihtilaf konusu olmuştur. Zülkarneyn esas adı değil, lakabıdır. Bu lakabın kendisine, dünyanın doğusunu ve batısını dolaştığı için verildiği sanılmaktadır. Asıl ismi İskender’dir. Birçok kişi, onun Büyük İskender olduğunu iddia etmiştir. Fakat islam alimleri arasında, Kur'an'da söz konusu olan Zülkarneyn ile Büyük İskender'in vasıflarının birbirini tutmadığı hakim bir görüştür. Hz. Ali’ye göre Zülkarneyn ne bir nebi, ne de bir kraldı. O Allah'ın salih bir kulu idi. Allah onu sevmiş ve o da Allah'ı sevmişti.                                                                   
28. . Hz. Muhammed (s.a.v.), Kur’an’da adı 4 defa geçmektedir. Kur’an’ın 47. suresi onun adını taşımaktadır. Son peygamberdir. Bütün insanlığa gönderilmiştir. Kendisine Kur’an verilmiştir. Peygamber Efendimiz 20 Nisan 571 Pazartesi günü Mekke’de dünyaya gelmiştir. Peygamber Efendimizin babasınin ismi Abdullah, annesinin ismi Âmine, dedesinin ismi Abdülmuttalip, büyük babasının ismi Vehb, babaannesinin ismi Fatıma, anneannesinin ismi ise Berre’dir.
Peygamber Efendimize dünyaya gelmesinin ardından 4 yaşına kadar sütannesi Halime bakmıştır. 4 yaşından 6 yaşına kadar ise annesi Amine’nin yanında gelmiş ve bakımını annesi üstlenmiştir. Peygamberimiz 6 yaşındayken annesi onu Medine’ye akrabalarının yanına götürmüş ve burada babası Abdullah’ın mezarını ziyaret ettirmiştir.
Hz Âmine, eşi Abdullah’ın mezarını  ziyaret etmiş, Hz Peygamber de Neccaroğulları’ndan olan akrabasıyla hasbihal etmiştir. Dönüş yolunda Âmine Ebva denilen bölgede hasta düşmüş ve yine burada hayatına veda etmiştir. Ümmü Eymende onlarla birlikte gitmişti. Peygamberimizin annesi vefat edince Eymen onu alıp Mekke’ye dedesinin yanına getirmiştir.
Peygamber Efendimize bu dönemden 8 yaşına kadar dedesi Abdulmuttalib bakmıştır. Peygamberimiz 8 yaşındayken dedesi de vefat etmiştir. Dedesi Peygamberimizin amcası Ebu Talib’e verilmesini vasiyet etmişti.
Bu istek üzerine Peygamberimiz amcasıyla yaşamaya başlamıştır. 13 yaşına geldiğinde amca mesleği olan ticarete girişmiştir. Çok uzun yıllar bu işi icra eden Peygamberimiz mesleğinde dürüstlüğü ile parmakla gösterilirdi. 20 yaşına girdiğinde Mekkelilerin kurduğu  hırsızlık, gasp, eşkıyalık, zulüm ve haksızlıklar ile mücadele eden Hılfulfudül kuruluşuna üye olmuştur.
25 yaşındayken Hz Hatice ile izdivaçta bulunmuştur. Hz Hatice evliliği sırasında kırk yaşındadır.
35 yaşında iken Ka’be hakemliği görevinde bulunmuştur. Ka’be’nin onarılması esnasında Haceru’l-esved’in konulması gereken yere oturtulmasında büyük sorunlar çıkmıştı. Peygamberimiz bu sorunu kendisinin ve bütün kabilelerin katılımıyla Haceru'l Esvedi yerine koyarak çözmüştür.
Peygamber Efendimiz 40 yaşına yaklaştığı dönemlerde  sık sık Hira-Nur dağındaki mağaraya çıkardı. 40 bastığında 610 Ramazan ayında bir gün Cebrail Aleyhisselam ona gelmiş ve vahiy getirmiştir. İlk vahiy, “Yaratan Rabb’inin adıyla oku!” Ayet-i Kerimesinin gelmesiyle başlamıştır. Böylece Yüce Allah onu 40 yaşında Peygamberlikle vazifelendirmiştir.



1 Şub 2017

Toplumlar kendilerine bir hedef belirlediklerinde o hedefe ulaşmak için gerekli bazı tedbirleri almak zorundadırlar.  Belirledikleri bu hedefte önlerine çıkabilecek her türlü engeli hesap etmeli, bu engelleri aşmak için bazı bedeller ödeneceğini bilmeli ve bunu peşinen kabul etmelidirler. Her ne pahasına olursa olsun hedefe kilitlenerek korkusuzca ve kararlı bir şekilde emin adımlarla ilerlemelidirler.
Kendilerine hedef belirleyen toplumlar öncelikle yasama, yürütme ve yargıda reform niteliğinde atılımlar yapmak durumundadırlar. Zayıf, güçsüz, her an bir maraza doğurabilecek nitelikte bir yürütme ve idare sistemi ile hiçbir toplum kendine hedef belirleyemez, belirlese de bu hedefe ulaşma yolunda başarı elde etmesi düşünülemez.
Osmanlı gibi büyük bir imparatorluğun mirası olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti bulunduğu konum itibarı ile Müslüman ülkelere önderlik ve liderlik yapabilecek bir geleneğe ve bilgi birikimine sahip bir devlettir. Türkiye’yi yöneten idareciler de bu durumun farkındalar ve ülkemiz için bazı hedefler belirlediler. Belirlenen bu hedeflere ulaşmak için içte ve dışta çok gayretli çalışmalar yürütülüyor, amansız bir mücadele veriliyor.
Verilen bu mücadelenin sekteye uğramasını önlemek için, hedefe koşan Türkiye’nin ayağına birilerinin çelme takmasını engellemek için sadece yürütmeyi elinde bulunduran bu günkü hükümet ve devlet yetkilileri değil tüm devlet birimleri topyekûn olarak hareket ediyorlar. Fakat birileri bunu bizim gözümüzden kaçırıyor ve yapılan bu hamleler Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a mal edilerek Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığı üzerinden kampanya yürütmek suretiyle bu çabalar engellenmeye çalışılıyor.
İşte tam da bu zamanda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bizlere çok önemli bir görev düşüyor. Vatanını seven ve gelecek nesillere İslâm âlemine lider olmuş güçlü ve müreffeh bir ülke bırakmak isteyen bizler nasıl ki, 15 Temmuzda girişilen ülkeyi işgal eylemini nasıl bozguna uğratmış ve oyunu bozmuş isek bu oyunu da bozmak durumundayız.
Atalarımız ne güzel söylemiş “su uyur düşman uyumaz” diye. Gerçekten de düşman uyumuyor.
17-25 Aralıkta hukuk adamı görüntüsüne bürünmüş CİA elemanı FETÖ militanları Türkiye’yi kaosa sürüklemek için hamle yaptı hamdolsun başaramadılar.
Vazgeçtiler mi? Hayır!
İktidar partisi 7 Haziran seçimlerinde tek başına hükümet kuracak çoğunluğu bulamasın ve Türkiye kaosa sürüklensin diye CİA elemanları yine devreye girdi. Katillerin eline saz verdi çaldırdı, söz verdi söyletti, darbuka çaldı oynattı derken PKK’yı alladı pulladı, şirin gösterme çabasını başardı ve seçim sonuçları itibarı ile amaçlarına ulaştılar.  
Allah’tan ülkemizde ülke menfaatini kendi menfaatinden önde tutan Devlet Bahçeli gibi değerli bir muhalefet lideri vardı da MHP’ye katillerle birlikte hükümet kurdurmak için çaba sarf eden sözde yerli özde yabancı hainlerin vaatlerine kulak asmadı ve teklifleri elinin tersiyle itti de, hamdolsun bu hamle de başarısızlıkla sonuçlandı.
Vazgeçtiler mi? Hayır!
Derken 15 Temmuz geldi çattı. Bu defa asker kılığına bürünmüş CİA elemanı FETÖ militanları Türkiye’ye topyekûn savaş açtı. Elinde Türk bayrağından başka bir şey bulunmayan vatandaşlarımızın üzerine ateş açtılar. Türkiye Büyük Millet Meclisini, İstihbarat Teşkilâtımızı, hava alanlarımızı, askeri sivil birçok binalarımızı bombaladılar. Başta TRT olmak üzere tüm Medya kuruluşlarımızı işgal ettiler. 249 vatandaşımızı şehit ettiler. Halkımızın can pahasına karşı koyması ile bu saldırı da püskürtüldü.
Vazgeçtiler mi? Hayır!
         Şimdilerde ekonomik saldırı hamleleriyle Türkiye’ye diz çöktürmek için var güçleriyle saldırıyorlar. Allah’ın izniyle bu saldırıları da püskürtecek gücümüz ve kararlılığımız var.
         Bu kadar saldırıyı püskürtmüş şanlı bir Milletin önüne şimdi bir seçenek daha sunuldu.
Güçlü bir Türkiye oluşturmak için devlet birimlerinin topyekûn hareketle fikir birliğine vardığı yönetim sistemini güçlü hale getirme plânına EVET mi diyeceğiz, HAYIR mı diyeceğiz?
         Türkiye’nin orta doğuda ve dünyada güçlü bir devlet haline gelmesini istemeyenlere bir bakalım! Onlar yönetim sistemimizi güçlü hale getirme plânına nasıl bakıyorlar?
            Amerika bağırıyor istemezüüük…
            Avrupa birliği bağırıyor istemezüüük…
            İsrail bağırıyor istemezüüük…
            PKK bağırıyor istemezüüük…
            HDP bağırıyor istemezüüük…
            FETÖ bağırıyor istemezüüük…
Bunları anladık da CHP yöneticileri niçin bağırıyor istemezük diye, ben buna bir türlü anlam veremedim.
Türkiye ne zaman başını yerden doğrultmak için en ufak bir hamle yapsa 12 Eylül darbe anayasası sivilleri terbiye etmek üzerine hazırlandığı için darbecilere cesaret veriyor ve Türkiye’nin yerden doğrulmasına fırsat vermeden darbeciler hemen sivil idarecilerin tepesine biniyor ve darbe yapıyor. Bu şekilde darbeciler Türkiye’ye yıllardır ayak bağı oluyor ve Türkiye olduğu yerde sayıyor.
Sevgili okurlar, sevgili kardeşlerim! Türkiye bu durumdan kurtulmalı diyen devlet erkânı, hükümet, muhalefet bir araya gelmiş 12 Eylül darbe anayasasından kurtulmak için yeni bir yasa teklifi hazırlamış ve bu anayasa teklifi Milletin vekillerinden kabul görmüş ve Türkiye büyük Millet Meclisinde oylamarak geçmiş.
Şimdi devlet siz de kabul ediyor musunuz diye vatandaşına soracak. Vatandaş evet mi diyecek, hayır mı diyecek karar vermeden önce geçmiş yıllarda yaşananlara bir göz atacak.
Geçmiş yıllarda neler yaşanmış, ne sıkıntılar çekilmiş diye bakacak ve ona göre karar verecek.
O halde yaş itibarı ile ileri yaşta olanlara büyük görevler düşüyor. Onlar o sıkıntılı günleri yaşadıkları için bu konuda tecrübe sahibiler. Bu tecrübelerini o sıkıntılı günleri yaşamamış yeni nesillere aktarmakla yükümlüler.
Ben de o günleri yaşayanlardan biri olarak yaşadığım o sıkıntılı günleri sizlere aktarmakla kendimi yükümlü hissediyorum.

Fakat bu yazı fazla uzun oldu. Sizleri sıkmamak adına yaşadığım o sıkıntılı günleri bir sonraki yazımda aktarmaya devam edeceğim.
Şimdilik hoşça kalın ve Allah’a emanet olun.


                                                      Muammer Yeşiltepe 01.02.2017     

31 Oca 2017

Yüce Allah celle celalühü Âli İmran suresi, Ayet: 31'de buyuruyor ki,
"De ki, eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."
Bu ayet-i Kerimeden anlaşıldığı üzere demek oluyor ki, Allah’ın (c.c.) Kullarını sevmesinin, kullarını bağışlamasının yegâne şartı, Allah’ın resulüne tabi olmaktır. Allahın habîbim dediği sevgililer sevgilisi Hz. Muhammed Mustafa sallallahü teâlâ aleyhi ve selleme tabi olmayan kul tam bir teslimiyetle teslim olmamış ve hakikî manada İslâm’la şereflenmemiş demektir. Gerçek manada kul olmanın yolu tam bir teslimiyetle Allah’ın Resulüne tabi olmaktan geçiyor.
Günümüzde ben Allah’ın ayetleri ile sizleri uyarıyorum, bize Kuran-ı ancak Kuran açıklar, Kuran-ı açıklamak için Kuran yeter, hadislere gerek yoktur diyen bazı hoca müsveddeleri türedi. Onlara şöyle sormak lâzım!
Allah (c.c.) Kuran-ı Kerimi kimin aracılığı ile gönderdi?
Allah’tan gelen Kuran ayetlerini en iyi kim anlar ve açıklar?
Tabi ki, Allah’ın Resulü…
O halde Allah Resulünün olaylar ve problemler karşısında inananları aydınlatmak ve Kuran'ın ayetlerini daha açık bir dille ifade etmek için söylediği sözler bütünü olan hadisleri yok sayarak siz aslında Allah’ın Resulünü aradan çıkarmış ve Allah’ın Resulüne tabi olmayı reddetmiş ve olmuyor musunuz?
Allah’ın Resulü sahabeyi kirama İslamı öğretirken iyi anlaşılsın ve sonraki nesillere de iyi aktarılsın diye İslam öğretilerini uygulamalı olarak tatbik etmesi anlamına gelen fiil ve davranışlar bütünü olan sünnetleri hiçe sayarak Allah’ın Resulünün yaşadığı hayatı kendinize örnek almamış ve Allah’ın Resulüne itaat etmemiş olmuyor musunuz?
Halbuki, Allah’ın Resulüne itaat etmek farzdır.
Nisa Suresi 64’üncü ayet-i Kerimede Allah (c.c.) “Ve Biz, (hiç) bir Resulü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka bir şey için göndermedik.” buyuruyor.
Allah’ın Resul olarak gönderdiği her Peygamber İnsanları irşat etsinler diye gönderilmiştir. Peygamberin mürşitliğini kabul etmeyenler dalâlet içindedirler ve sapkındırlar.
Nisa Suresi 167’inci ayet-i Kerimede Allah (c.c.) “Muhakkak ki inkâr edenler ve Allah’ın yolundan alıkoyanlar (saptırmış olanlar), (mürşitlerine ulaşmadıkları için) uzak bir dalâletle sapmışlardır.” Buyuruyor.
Allah-ü Tealâ yukarıdaki ayet-i Kerimede, insanları Allah'ın yolundan saptıran, insanların ruhlarını Allah'a ulaştırmaktan men eden yani mürşide tâbi olmalarına mani olan insanların uzak bir dalâlet içinde olduklarını ifade etmektedir.
Bu insanlar zalimdirler, çünkü insanları Allah'ın Resulüne itaat etmekten men ederler, insanların ruhlarının Sıratı Mustakîm'e ulaşmasına ve günahlarının sevaba çevrilmesine mani olurlar.
Sevgili kardeşlerim! Allah’ın Resulüne ve onun sünnetlerine itaat etmeyen çevresindeki kimseleri de Allah’ın Resulüne ve onun sünnetlerine itaatten men eden kimselerden uzak durarak kendimizi ahir zaman fitnesinden korumalıyız. Ailemizi ve tüm sevdiklerimizi de bu konuda uyarmaya çalışmalıyız.
Gayret bizden Tevfik Allah’tan…
Allah celle celalühü her türlü sapkınlıktan ve tüm sapkınlardan cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammedi muhafaza eylesin… Amin.

Allah celle celalühü her türlü sapkınlıktan ve tüm sapkınlardan cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammedi muhafaza eylesin… Amin.

İletişim

Ad

E-posta *

Mesaj *

Ziyaretciler

Günün Hadis-i Şerifi

Geçmiş Yazılar